Necid Çöllerinden Medine’ye

23 Şubat 2010 yapan Mustafa Navruz Yorum yok »

Aşk ile , aşk ile, aşk ile yazılmış bir şiir, buyrun…

NECİD ÇÖLLERİNDEN MEDÎNE’YE

Şerif Ali Haydar Paşa Hazretlerine

Nâr-ı beyzâ mı nedir, öğle zamânında güneş?

Tepesinden döküyor beynine âfâkın ateş!

Yıldırım yağmuru şeklinde inen huzmesine,

Siper olmuş yanıyor çöldeki çıplak sîne.

San’atin sırrını Ressâm-ı Ezel’den okuyan;

Rûh-i ma’sûmu bütün hilkati kendinde duyan;

Şimdi yerlerde şafak, şimdi bulutlarda bahar,

Şimdi tûfân-ı ziyâ, şimdi köpük, şimdi buhar,

Şimdi, mahmûr-i tefekkür uzanan enginler,

Ş’imdi yalçın kayalar, şimdi oyulmuş inler,

Şimdi dalgın dereler, şimdi zılâl ummânı,

Şimdi bir vâha çizen; şimdi bütün elvânı,

Toplayıp mâvi elekten geçirirken, üryan

Kumlann üstüne bin türlü bedâyi’ dokuyan,

O güzel sîne, o çöl, şimdi ne korkunç oluyor.

Bir cehennem ki uzanmış, dili çıkmış, soluyor!

Ne zemîninde sezersin, ne fezâsında hayat;

Âh bir reng-i hayât olsa da görsem… Heyhat!

Benzi külden de uçuk… Nerde o masmâvi semâ?

Yine bîçârenin üstünde o müzmin hummâ!

Yorulup titremeden, sanki, dalarken mahmûm,

Gizli nevbet gibi nerdense çıkıp şimdi semûm,

Deşiyor bağrını cevvin, eşiyor, aktarıyor;

O zaman işte muhîtâtı alevler tarıyor;

Bir avuç gölgeyi minnetle veren kuytuların,

Yalıyor, parçalıyor göğsünü binlerce fırın!

Ne soluk var, ne de ses… Bâdiyenin hâli harab!

Çağlıyor sâde ufuklardaki âvâre serab;

Bir de çan seslerinin dalgalanan tekrân.

********************************************

Geceden girdiği dehşetli mugaylân-zârı,

Gündüzün geçmek için kafile olmuş develer,

Eğrilip büğrülerek yangına düşmüş ejder

Izdırâbıyle, ne müz’ic uzanıp kıvranıyor!

İniyorken yanıyor, tırmanıyorken yanıyor.

Ya o sırtındaki yüzlerce heyûlâ-yı beşer,

Âteşîn dalgalar üstünde yüzen bir mahşer,

Ki bu enginleri tayyetmek için çalkanarak

Gidiyor bulmaya, heyhât, yeşil bir toprak!

Yok mu, ey bağrı yanık çöl! Ebedî pâyânın?

Nerdedir vâhası, yâ Rab, bu serâbistânın?

Necd’in a’mâkına dalmış, iki aydan beridir,

Koca bir kafile Mecnun gibi hâib, hâsir,

Koşuyor, merhamet et, bâdiyeden bâdiyeye,

Görürüm, bir gün olur “Hayme-i Leylâ “yı diye!

Ne devâm etmeye tâkat; ne karâr etmeye yer;

Bir ılık gölge, İlâhî… O da olmazsa eğer,

Kalmıyor sâhil-i maksûda vusûl imkânı.

********************************************

Yeniden cûşa gelirken bir alev tûfânı,

Karşıdan “Kubbe-i Hadrâ”edivermez mi zuhûr?

O nasıl heykel-i didâr, o nasıl cebhe-i nûr!

Öyle bir Tûr ki: Her lemha-i istiğrâkı,

Olmadan çâk-i tecellî, süzüyor Hallâk’ı!

Ebedî fecrini gördükçe perîşan lâhût;

Zıll-i memdûduna düştükçe güneşler mebhût!

Sanki feyfâ-yı taharrîde yanan ervâha,

Sâyeler dökmek için Sidre’den inmiş vâha.

O cehennem gibi vâdide bu cennet ne güzel!

En büyük şi’r tezâdın mıdır, ey Hüsn-i Ezel?

Sana bir mısra’-ı bercestedir etmiş ki sünûh:

Duyar amma varamaz yükselen âhengine rûh.

********************************************

“Menâha “dan geçiyorduk, ikindi olmuştu.

Çıkınca karşıma Cânân’ımın yeşil yurdu,

Gözüm karardı, atıldım harîm-i câzibine;

Yanp cemâ’ati, düştüm direklerin dibine.

Sonunda bir yere, lâkin, gömünce varlığımı,

Ridâ-yı haşyete hisseyledim sarıldığımı.

Yavaş yavaş o demin duyduğum derin heyecan

İçimde dondu da bir ra’şe koptu rûhumdan

Ki hilkatimdeki her zerre ayrı ürperdi!

Önümde sîneye çekmiş huşû’u titrerdi,

Zemin zemin kabaran saflarıyle gûnâgûn

Zılâl-i câmide halinde bir cihân-ı sükûn!

Evet, o koskoca âlem… Tunuslu, Afganlı,

Transvalli, Buhârâlı, Çinli, Sûdanlı,

Habeşli, Hîyveli, Kaşgarlı, yerli, Hersekli,

Serendib’in, Cava’nın, Mağrib’in bütün şekli;

Hülâsa, attığı kollar, muhît-i garbîden,

Cihan cihan dolaşıp, müntehâ yı şarka giden,

O dûdman-ı kerîmin sayılmaz evlâdı,

Huzûr içinde bırakmış bu mahşer-âbâdı!

********************************************

Ne manzaraydı, İlâhî, o herc ü merc-i samût!

Ki vecde geldi temâşâdan ansızın melekût:

Hurûş edip beşi birden yanık minârelerin,

Hudâ’yı bağrına basmış yığın yığın beşerin

Gömülmüş olduğu ummânı dalgalandırdı;

Deminki mahşeri inletti, Sûr’u andırdı!

Birinci “Eşhedü en-lâ-ilâhe illâ’llâh”

Nidâlarıyle dönerken semâya doğru cibâh,

Duyuldu Merkad-i Pâk’in de, aynı ikrârı

Derin derin gelen âvâzelerle tekrârı

Bütün o ma’kese dönmüştü cebheler şimdi;

Onun sadâları artık muhîte hâkimdi.

İkinci mevc-i şehâdetle aynı aks-i medîd,

Hudâ’yı etti zeminden için için tevhîd.

Üçüncü oldu şehâdet ki: Tuttu eb’âdı,

Muhammed’in ebediyyet-güzîn olan yâdı.

Ne gulguleydi o yâdın peyinde dalgalanan!

Nasıl uyanmadı bilmem ki uykudan Cânan?

Muhîti bunca zamandır ki inliyor, az mı?

Kıyâm-ı Haşr’e kadar yoksa hiç uyanmaz mı?

Nasıl sığar ki, İlâhî, hayâle, idrâke:

Şu hâb-gâhı deragûş eden demir şebeke,

-Yerinden oynamıyan dağ kadar vücûdunda -

Bütün bu cûşiçi ürpermelerle duysun da;

O Mihribân-ı Ezel, rûh-i nâzenîniyle,

Uyanmasın koca bir mahşerin enîniyle?

********************************************

Minâreler yeniden “Lâ-illâhe illâ’llâh”

Terânesiyle coşarken ayaklanıp nâgâh,

Göründü yerdeki saflar huzûr-i Mevlâ’da,

Yayıldı velvelesiz bir inilti eb’âda.

Önümde ümmet-i mazlûmesiyle Peygamber;

Gözümde sel gibi yaçlar, içimde titremeler;

Ne ihtiyânma sâhib, ne i’tiyâdıma râm,

Ne girdibâd-ı ibâd ortasında bî-âram;

Sularla engine düşmüş sefine pâre gibi,

-Ki şimdi üste çıkar, şimdi bulmak üzre dibi,

İner iner silinir, şimdi tâ uzaklarda,

Yavaş yavaş kabaran dalgalarla kalkar da,

İyân olur yeniden – öyle çalkanıp durarak;

Zemîn-i acze kapandım sonunda müstağrak!

Ayılmıçım ki: O dehşetli girdibâd, o hurûş,

Sükûna münkalib olmuş da, bekliyor medhûş.

İnince yerlere mahfilden âkıbet bir enîn,

Boşandı gitti o binlerce sîneden “âmîn!”

Boyun bükük kol açık âsümâne, göz kapanık;

Ne inliyor o cemâ’at, ne inliyor artık!

Fezâyı dolduran eller ki Hakk’a yalvarıyor;

Yarıp da boşluğcı bir müttekâ-yı nûr arıyor!

Bu başka başka lisanlar, bu herc ü merc âvâz,

Birer niyâz idi Mevlâ’ya… Hem de aynı niyâz!

Evet, şu önde duran ihtiyar Serendibli,

Ya arka saflara düşmüş zavallı Mağribli:

Dalıp dalıp gidiyorken semâyı merhamete,

Gerek bu âleme âid, gerekse âhirete,

Ne istesin ki, berâberce ben de istemeyim?

Şu ben ki… Her birinin ayrı ayrı kardeşiyim.

Ezelde kaynaşan ervâha aynlık var mı?

Cihan yıkılsa bu vahdet yerinden oynar mı?

Olunca minberimiz, Arş’ımız, Hudâ’mız bir:

Benim de beklediğim nûr onun da gâyesidir.

********************************************

O nûru gönder. İlâhî, asırlar oldu, yeter!

Bunaldı milletin âfâkı, bir sabâh ister.

İnâyetinle halâs et ki, dalga dalga zalâm

İçinde kaynamasın çarpınıp duran İslâm!

Bu secde-gâha kapanmış yanan yürekler için;

Bütün soluklan feryâd olan şu mahşer için;

Harîm-i Kâbe’n için; sermedî Kitâb’ın için;

Avâlimindeki âyât-ı bî-hesâbın için;

Nasîb-i dâimi hüsran kesilmiş ümmet için;

Şu hâk-i pâke bürünmüş semâ-yı rahmet için;

Biraz ufukları gülsün cihân-ı İslâm’ın!

Hudûdu yok mu bu bitmez, tükenmez âlâmın?

O, çünkü, âleme hâkim yegâne kudret iken,

Bir inkılâb ile mahrûm olunca azminden,

Esâretin ne kadar şekli varsa katlandı…

Vatanlarında garib oldu kendi evlâdı!

O azmi sen vereceksin ki eylesin sereyan,

Soluk benizlere kan, inleyen göğüslere can.

O rûhu ver ki, İlâhî, kıyâm edip dînin,

Zemîne feyzini yaysın hayât-ı mâzînin…

********************************************

Henüz duâ ediyordum ki, “Yâ Resulallâh!”

Nidâsı kükreyerek bir kanadlı tayf i siyâh,

Basıp eşikleri tutmuş yığınla gölgelere,

Süzüldü uçtaki “Babü’s-Selâm” önünde yere.

Mehîb sayhası hâlâ fezâda çınlardı,

Ki yükselip yeniden, yardı geçti eb’âdı.

Düşünce Ravza-i Peygamber’in ayaklarına;

Sanldı göğsüne çarpan demir kuşaklarına;

Dikildi cebhe-i Dîdâr önünde, müstağrak

Diyordu inleyerek:

-Yâ Nebî, şu hâlime bak!

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahrânın;

Benim de rûhumu yaktıkça yaktı hicrânın!

Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;

Gerildi karşıma yıllarca âilem, yurdum.

” Tahammül et!” dediler… Hangi bir zamâna kadar?

Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;

Önümde durmadı artık ne hânümân, ne ocak…

Yıkıldı hepsi… Ben aştım diyâr-ı Sûdân’ı,

Üç ay “Tihâme!” deyip çiğnedim beyâbânı.

Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;

Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:

Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;

Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!

İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,

Bir ân için bana yollarda durmak oldu harâm.

Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;

Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü…

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?

Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir…

Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?

Beş altı sîneyi hicrân içinde inleterek

Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?

Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden;

Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!

Nedir o meş’âle? Nûrun mu? Yâ Resûlallâh!

********************************************

Sükûn içinde bir an geçti, sonra bir kısa “ah!”

Ne gördüm, oh! Serilmiş zemîne Sûdanlı…

Başında, ağlıyarak bir zavallı Seylânlı,

Öpüp öpüp kapıyor elleriyle gözlerini…

Bitince harice nakliyle gasli, tekfini

Baki’a gitti şehidin vücûd-i fanisi

Harem’de kaldı,fakat, rûh-i cavidanisi.

Mehmed Akif Ersoy
SAFAHAT – 5. Kitap(Hatıralar)

Bu mükemmel şiir Akif’in nasıl Peygamber(sav) aşığı bir Müslüman olduğunu bizlere göstermesi bakımından da oldukça değerlidir. Şiirde kısaltma ya da sadeleştirme yapılmamıştır…

Not: İmla hataları için uyarınız?

Niğde Çamardı Yeşil Kutu ile Tanıştı

12 Kasım 2009 yapan Mustafa Navruz 1 yorum »

Geçen yıl 4 gün süren Yeşil Vagon eğitiminden sonra sabırsızlıkla beklediğimiz öğretmen eğitimlerinin bu ay içinde yapılacağını öğrenince hem sevinmiş, hem de heyecanlanmıştık. Sevincimiz bu kadar verimli bir semineri diğer öğretmenlerin almasından, heyecanımız ise kısa sürede hazırlanacak olmamızdandı. Bilgilerimizi tazeledik, yeni bilgiler kattık, en güzel etkinlikleri seçtik ve daha önce gitme şansı bulamadığım Çamardı ilçesine doğru yola çıktık. – Burada Milli Eğitim Müdür Yardımcımız sayın Hasan Yanık’a bize sağladığı arabadan ötürü teşekkürlerimi belirtmek isterim. –  Yola çıktık çıkmasına ama öğretmenlerimizin kutuları henüz elimize ulaşmadığından, ancak kendi kutularımızı tanıtabilecek, onlara kutularını teslim edemeyecektik.

» Devamını oku: Niğde Çamardı Yeşil Kutu ile Tanıştı

Minify ile Javascript ve Css Sıkıştırma

1 Kasım 2009 yapan navruzm Yorum yok »

İnternet sitelerinde Ajax, dolayısıyla Javascript kütüphanelerinin kullanımının artmasıyla sayfaların yüklenme zamanı bir hayli artıyor.  Buna birde tablosuz tasarımın yaygınlaşmasıyla artan css kodlarınında eklenmesiyle performans iyice düşüyor. Yeri geliyor 25-30 kb’lık bir html dosyası için 80-90 kb javascript ve css dosyası kullanılıyor. En basitinden örnek vermek gerekirse Jquery kütühanesine herhangi bir sıkıştırma işlemi uygulamadığımız zaman boyutu 56 kb oluyor. » Devamını oku: Minify ile Javascript ve Css Sıkıştırma

CodeIgniter İle İletişim Formu Uygulaması

19 Ağustos 2009 yapan navruzm Yorum yok »

İletişim formları site yöneticileri ile ziyaretçileri arasındaki bağlantıyı sağlayan internet sitelerinin en önemli bölümlerinden biridir. Bu yazımızda CodeIgniter çatısını kullanarak iletişim formu oluşturacağız.

Uygulamada CodeIgniter içerisinde gelen Email ve Form_validation kütühaneleri ile form yardımcısından(helper) faydalanacağız.

application/controller dizinine uygulamamızın controller dosyası olacak olan iletisim.php’yi oluşturarak aşağıdaki kodları yazalım.

» Devamını oku: CodeIgniter İle İletişim Formu Uygulaması

CodeIgniter Kullanım Kılavuzu Firefox Eklentisi

16 Ağustos 2009 yapan navruzm Yorum yok »

CodeIgniter küçük çaplı tüm uygulamalar için yeterli geliştirme imkani sağlayan bir çatıdır. PHP kodlarının daha efektif ve derli toplu kullanılmasını sağlar.

MVC denilen yapı (model-view-controller) üzerine kurulması nedeniyle, programcının görünüm şablonlarının kodların içinden ayrılmıştır. Bu nedenle değişik görünüm temalarının ya da şablonlarının kullanılması veya site tasarımının değiştirilmesi çok daha kolaydır.

codeigniter.gen.tr

CodeIgniter Kullanım Kılavuzu Firefox EklentisiSonunda dayanamayarak bende CodeIgniter dünyasına adım attım. PHP çatıları arasında oldukça popüler olan CodeIgniter’ın bu başarısının ardındaki sebeplerden biriside şüphesiz kullanım kılavuzunun oldukça güzel hazırlanmış olması.

Henüz yeni başladığımdan CodeIgniter kullanım kılavuzuna bu aralar oldukça işim düşüyor. Geçtiğimiz günlerde CodeIgniter ile ilgili araştırma yaparken bir Firefox eklentisi gözüme çarptı. Simon Lang üşenmemiş CodeIgniter kullanım kılavuzunu Firefox eklentisi hâline getirmiş.

Eklentiyi kurduğunuz zaman kullanım kılavuzu menü olarak Firefox’unuza ekleniyor ve dilediğiniz zaman bu menüden zahmetsizce kullanım kılavuzunun ihtiyaç duyduğunuz bölümüne erişebiliyorsunuz. Tüm dosyaların bilgisayarınıza yüklenmiş olması ve internet bağlantınız olmasa bile kullanım kılavuzuna erişebilmeniz ise eklentinin ayrı bir güzelliği.

CodeIgniter Menu‘yü Firefox Eklentiler sitesindeki bu sayfayı ziyaret ederek kurabilirsiniz.

“Acem Şahı” ndan… (M.Akif Ersoy)

15 Mayıs 2009 yapan Mustafa Navruz Yorum yok »

İstiklâl şairimiz Mehmed Akif‘in “Acem Şahı” şiirinden bazı mısralar:

Bu müdhiş velvelen İran’ı daim inletir sanma.

“Muzaffersin!” diyen sesler bütün hâindir, aldanma.

Zafer-yâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?

Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?

Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?

Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?

Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,

Tependen indirir elbette bir gün lâ’netu’llâhı!

» Devamını oku: “Acem Şahı” ndan… (M.Akif Ersoy)

Google AJAX Kütüphaneleri API’si

17 Mart 2009 yapan navruzm Yorum yok »

Javascript kütüphaneleri web geliştiricileri tarafından sıklıkla kullanılıyor.  Bu kütüphaneler çeşitli sıkıştırma yöntemleri kullanılarak boyutları düşürülse de hâlâ yüksek boyutlarda olabiliyor. Üstüne birde ziyaretçi sayınız yüksekse oldukça yüksek trafik harcanmasına sebep oluyor. Google AJAX Kütüphaneleri API’si ( Google AJAX Libraries API ) Google’ın geliştiriciler için sunduğu bir hizmet. Popüler kütüphaneleri sunucunuzda bulundurmaya gerek kalmadan Google üzerinden yüklemenize yarıyor. Ajax kütüphanesini ekledikten sonra google.load fonksiyonu (Bakınız : Google AJAX API Loader’s) ile kolayca istediğiniz kütüphaneyi sayfanıza ekleyebiliyorsunuz. Örnek olarak aşağıdaki kodu kullanabilirsiniz.

<script src="http://www.google.com/jsapi"></script>

<script>
google.load("jquery", "1.3.2");
google.load("swfobject", "2.1");
</script>

» Devamını oku: Google AJAX Kütüphaneleri API’si

W3C ve Çapraz Tarayıcı Uyumluluğuna Sahip Flash Kodu

27 Şubat 2009 yapan navruzm 1 yorum »

Flash içeriği her ne kadar kullanmaktan kaçınsamda bazen kullanmam icab ediyor. Aslında object etiketiyle çok kolay bir şekilde W3C doğrulamasından geçecek bir şekilde ekleyebiliyoruz. Fakat bu şekilde yaptığımızda başımızın belası olan Internet Explorer tarayıcısında sorunlarla karşılaşabiliyoruz.

Son günlerde iyice artan standartlara uyumluluk takıntımdan dolayı doğrulamadan geçmeyen kod yazmayı istemiyordum. Aynı zamanda kullanım oranı halen yüksek olan Internet Explorer ve diğer tarayıcılarda sorunsuz bir şekilde flash içeriği kullanmak istiyordum. Bu 2 sorunun arasında kaldığım vakit aşağıdaki kod imdadıma yetişti. Hem W3C standartlarına uyumlu, hem de sayfayı Internet Explorer’la açtığınız zaman herhangi bir sorunla karşılaşmıyorsunuz.

» Devamını oku: W3C ve Çapraz Tarayıcı Uyumluluğuna Sahip Flash Kodu

Savant Tema Motoru ve Kullanımı

22 Ocak 2009 yapan navruzm 2 yorum »

Php ile site hazırlarken çoğu zaman php ve html kodlarını aynı dosya içerisine yazarız. Daha sonra html kodlarını değiştirmek istediğimizde ise oldukça zahmete katlanmak zorunda kalırız. Bu durumda php tema motorları imdadımıza yetişiyor ve php ile html kodlarını birbirinden ayırarak daha rahat bir çalışma ortamı sağlıyor. Bu yazımda php uygulamalarınızda kullanabileceğiniz güçlü ama hafif, nesne yönelimli programlamayla yazılmış Savant tema motorundan bahsedeceğim. » Devamını oku: Savant Tema Motoru ve Kullanımı

Öğrencimizden Filistin Şiiri

14 Ocak 2009 yapan Mustafa Navruz 1 yorum »

Dün Türkiye çapındaki tüm okullarda Filistin’e destek törenleri yapıldı. Gözümüzü yaşartan bir başka olay da 2. sınıf öğrencilerimizden 3 tanesinin ellerinde kendi yazdıkları şiirlerle görmek oldu. Hepsine de maşaallahlar ile şiirlerini okuttuk. Bir tanesi vardı ki; akıcı olarak şiiri okuyamasa da yazdıkları gerçekten yaşı için çok güzeldi. Ben de bu güzel mısraları sizlerle paylaşmak istedim:

» Devamını oku: Öğrencimizden Filistin Şiiri